TÜRKİYE'DE SİNEMA ÇEVİRİSİ

Serhat Kastelli


Sinema tüm dünyada insanların boş vakitlerinde gittiği en önemli eğlence ve kültür faaliyetidir.
Sinemaya gidildiğinde genelde yabancı filmleri altyazılı izleriz ama teknolojinin de ilerlemesiyle artık dublajlı filmlerin sayısı artmaktadır.Fakat bu sadece hasılat yapabilecek ya da çocukların izlediği çizgi filmleriyle sınırlı kalmaktadır.Ayrıca yapılan dublajlar RTÜK' ün kısıtlamasıyla birebir gerçeğine sadık kalamamaktadır.Altyazılı çevirilerde ise sinemada sansür kullanılmazken filmin TV versiyonunda sansür uygulanmaktadır.
Çevirmenlerin dikkat etmesi gereken kurallar bunlardır çünkü çevirilerin her biri kurumlar tarafından incelenmekte ve gerekirse geri çevrilebilmektedir.Fakat bu kısıtlamalar kanaldan kanala ve ülkeden ülkeye değişmektedir.Avrupa bu konuda daha rahat davranırken Müslüman ülkeler daha hassastır.

YENİ SİNEMA SANSÜR DÜZENİ : 1986 "Sinema Yasası " 1987 de bazı değişiklere uğradı. Bu değişikler daha çok sinema sanayisine yöneliktir. Buna göre; Sinema ve Müzik eserlerinin sahipliğini yapımcıya verilmektedir. Bunlardan film ve video kasetlerinin denetlenmesi ile ilgili maddeleri inceleyelim:

Yasanın getirdikleri : Yasanın en önemli özelliği, sansürün, Turizm ve Kültür Bakanlığı'na verilmesidir. Maddelerin içerikleri aşağıdaki gibidir:

1. Madde : Kanunun amacı, kültürle yakın münasebetli sinemanın fonksiyonları ve işlerliğine devam kazandırmakla ilgili esasları içerir.

2. Madde : Yasanın kapsamını içerir.

3. Madde : Yasa ile ilgili terimlerinin tanımlanması ile birlikte, yapılan eserlerin denetlenmesi ile ilgili bilgileri kapsar.

4. Madde : Üretim ve İthalatla ilgili esaslar içerir.

5. Madde : Üretim ve ithalata konu teşkil eden eserlerin toptan dağıtım ve gösterime sunulmadan önce, Bakanlıkça kayıt ve tescili yapılarak işletme belgesi verilir. (Onaran, s. 140

6. Madde : "İsteyen yapımcılar, çekime konu olacak senaryoların Bakanlıkça incelenmesini isteyebilirler. Bu inceleme alt komisyonlarca yapılır. Eserlerin denetim sonuçları ile senaryoların inceleme sonuçları en geç 15 gün içinde ilgililere bildirilir. " (Onaran, s. 141).

7. Madde : Dağıtım ve gösterimle ilgili esasları içerir.

8. Madde : Telif hakkı ile ilgili esasları içerir. Buna göre bu haklar (Çoğaltma, yayma ve gösterim hakkı) İşletme belgesi sahibine aittir.

9. Madde : İdarenin yetkisi hakkında bilgi veren esasları içerir.

10. Madde : Sinema sanayini ve Müzik sanatını destekleyici bir kurum olan "Sinema ve Müzik sanatını destekleme Fonu" ile ilgili esasları içerir.

Bu ve bunun devamı olan maddeleri ayrıntılı bir biçimde ayrı bir araştırma konusu olarak incelemek mümkündür. Şimdi Anayasa ve Sansür ile ilgili esasları inceleyelim:

Anayasa ve Sansür :

Türkiye'de Sansür devlet tarafından uygulanmaktadır. "Gelişen ve Aydınlanma dönemine giren bir toplumda hala ortaçağ kalıntısı yasalarla çıkabilecek sanat eserlerini engellemek mümkün görünmemektedir ve sansür gelişen toplumun gereçlerine uymadığı için can çekişmekte olan bir kurumdur. "(Altan Yalçın, A.G.E., s. 64) 1962 Anayasası "Polis Vazife ve Salahiyet" Kanunun 6. maddesi kabul edilmiş ve buna göre; "Hariçten gelen filmlerin çekilmesi ve dahilden yapılacak filmlerin çekilmesi polisin iznine bağlıdır." ilkesi kabul edilmiştir. Bu sinemayı kelepçelemekten farksız bir düzenlemedir. Bu Anayasanın 21. maddesindeki "Hak ve Hürriyetler" ilkesine aykırıdır. Bu ve buna benzer sınırlayıcı kanunların iptali için Anayasa mahkemesine başvurulmuş lakin bu itirazlar reddedilmiştir.
"Bir filmin sansürden çıkması sinemacı için bir kurtuluş sayılmıyordu. Türk Ceza Kanununun 426. Maddesi uyarınca sansürden çıkış izni olan bir film, suç unsuru bulunduğu taktirde savcıların kovuşturmasına yol açabiliyordu. Elbetteki yürürlükteki yasalar böyle bir işlevi gerektirecekti. Böylece de sansürün hukuki açıdan sinemacıya herhangi bir güvence getirmediği, açık seçik ortaya çıkıyordu"

BİRİNCİ ELDEN ALTYAZI:

Türkiye'de sinema kültürünün belki de en önemli sorunu, ikinci elden bilginin bu kültür üzerindeki hakimiyeti. Ülkemizdeki sinema kültürünü oluşturan yayınların birçoğu kişisel olarak deneyimleşmemiş, masa üstünde üretilmiş bilginin esareti altında. Bu problem, vizyona giren filmlerin büyük çoğunluğunun yabancı filmler olması nedeniyle daha da önemli bir yere oturuyor. Çünkü yabancı filmlerin yönetmeni ya da set ekibine ulaşmak, birinci elden bilgi toplamak, hatta bu filmler hakkında yazı yazmadan önce filmleri izlemek, büyük olasılıkla imkân dahilinde olmuyor. Durum böyle olunca filmler hakkında yazılan yazılar ya da filmin yönetmeni ile yapılan röportajlar, çeviri ve derlemenin hakimiyeti altına girmiş oluyor. Söyleşi yazılarında, yönetmen ile daha önceden, 'başkaları' tarafından yapılmış söyleşilerin çevirileri kullanılıyor. 'Başkaları' tarafından, yine o başkalarının bakış açılarıyla, kültürel söylemleriyle sorulan sorular farklı bir kültürel coğrafya içerisinde (Türkiye'de) tekrarlanıyor, yeni sorular, yeni bakış açıları üretilmiyor. Aynı sorunlar, sinema yayıncılığının büyük bir kısmını oluşturan derleme yazılarında da görmek mümkün. Bu tip yazılarda kullanılan ortam çoğunlukla Internet oluyor.

Internet'te başkaları tarafından, başkalarının bakış açılarıyla yazılan yorumlar, Türkçe'ye çevrilerek, herhangi bir düşünsel süzgeçten geçirilmeyerek, okuyucunun önüne sürülüyor. Tüm bunlar birinci elden bilginin Türkiye sinema kültürü içerisindeki yok oluşuna işaret ediyor.

Altyazı'nın yayın politikasının ardında da bu sorunlara bir çare bulma isteği, alternatif yollar deneyerek birinci elden, deneyimleymiş bilgiye değer kazandırma çabası yatıyor.Yazıyı yazan kişi, yazısını varolmayan bir zaman-mekân ortamı üzerinden (Internet) kendi düşünmediği düşünceler ile oluşturmuyor; bir özne olarak zaman ve mekânı deneyimliyor, bizzat filmleri mekanında takip ediyor, yazısını kendi gözlemleri, kendi yorumlarıyla zenginleştiriyor. Sonuç itibariyle, okuyucu, hep yabancı kaynakların bakış açılarıyla derlemelerden okumuş olduğu filmleri, bir de birinci tekil kişinin kendi algılayış biçimiyle okuma şansı buluyor.

 

 

 
Copyright © 1999-2006 Çeviri Derneği