“Yayınlama Özgürlüğü Yolunda” - Yayınlama Özgürlüğü Projesi Kapanış Konferansı

Blog page

 

Avrupa Birliği’ne Giriş Sürecinde Yayınlama Özgürlüğü Alanında Farkındalık Yaratma Projesi’nin Kapanış Konferansı 7 Temmuz 2015 Salı günü CVK Park Bosphorus Hotel’de gerçekleştirildi. Toplantıya derneğimizi temsilen Gözde Serteser katıldı.

Konferans, Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı ve Proje Koordinatörü Metin Celâl Zeynioğlu’nun konuşmasıyla başladı. Zeynioğlu on aya yayılan proje sürecinde Ankara ve Brüksel’e danışma ziyaretlerinde bulunulduğunu, dokuz ilde kapalı toplantıların yapıldığını belirtti. Zeynioğlu, projenin “farkındalık yaratma” hedefinin son derece önemli olduğunu, çünkü halen büyük bir kitlenin ifade özgürlüklerinin kısıtlandığına ilişkin herhangi bir farkındalık geliştirmemiş olduğunun altını çizdi. Projeye katkıda bulunan herkese tek tek teşekkürlerini sunduktan sonra, planlarının Ağustos sonu Eylül ayı gibi önce Ankara’daki ilgili Bakanlıklara sonra da Brüksel ve Strasbourg’ta AB parlamentosunun ilgili kişilerine bu projenin çıktılarını sunmak olduğunu da ekledi.

Projeyi Türkiye Yayıncılar Birliği ile birlikte yürüten İsveç Yayıncılar Birliği Başkanı Ola Wallin yayınlama özgürlüğüne ilişkin benimsedikleri yaklaşımı anlatabilmek için Voltaire’in “Fikirlerinize katılmıyorum ama o fikirleri özgürce ifade edebilmeniz için ölümüne savaşacağım” sözüne atıfta bulundu. Wallin esas olarak açık sansürün öz sansüre yol açabileceği gerçeğinin kaygı uyandırdığını dile getirerek, Türkiye’de okurların istediklerini seçip okuyabildiği zengin bir bahçenin yaratılabileceği özgür ve açık bir yayıncılık anlayışının gelişmesi dilekleriyle sözlerini sonlandırdı.

İfade özgürlüğü Türkiye’de bir değer değil

Projenin yürütücülerinden ve proje raporunu hazırlayan Avukat Tora Pekin Türkiye’de ifade özgürlüğünün bir “değer” olmadığını belirtti. AB’ye giriş sürecinde sayısız değişikliğe karşın ifade özgürlüğünde bir aşama kaydedilmediğini, yalnızca işimize geldiği müddetçe ifade özgürlüğünü savunduğumuzu vurguladı. Pekin, Türkiye’de gazetecilere açılan iki davayı örnekleyerek, bu davaların sonuçları ne olursa olsun, aslında başlatılan her soruşturmanın, açılan her davanın düşünenler, düşüncelerini ifade edenler üzerinde caydırıcı bir etki yarattığından söz etti. Ancak Pekin’e göre yayınlama özgürlüğünün sağlanması tepeden ya da merkezden değil de, yerel unsurlardan başlayıp gelişecektir, bunu proje sürecinde insanların bütün sorunlara karşın örgütlü bir tutum arayışı içerisinde olmasının da gösterdiğini ifade etti. Ayrıca şuan için AİHM standartlarının ideal olan gibi görünebileceğini ancak birlikte daha iyisini yapabileceğimize inandığını da dile getirdi.

Projenin asıl yürütücülerinin konuşmaları ardından proje raporunu değerlendirmek üzere davet edilen Avukat Haluk İnanıcı, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aslı Tunç ve yazar Yekta Kopan’ın konuşmalarına geçildi.

Avukat Haluk İnanıcı yayınlama özgürlüğünün ifade özgürlüğünün bir alt kümesi olduğunun altını çizdi ve kendimize şu soruyu sormamız ve cevaplamamız gerektiğini söyledi: İfade özgürlüğü neden gereklidir ya da önemlidir? İnanıcı’ya göre bu sorunun iki cevabı var: Birincisi, ifade özgürlüğünün demokratik yaşamımızın temel parçası olması, ikincisi ise ifade özgürlüğünün bir insanın kendi manevi varlığını geliştirmesi, kendisini zenginleştirmesi için gerekli olmasıdır. İnanıcı ardından Türkiye’de yayınlama ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan birçok yasanın, gizli yönetmeliğin olduğunu dile getirerek terör ya da müstehcenlik ile ilgili muğlak tanımların her türlü ifade özgürlüğüne müdahaleyi mümkün kılan soyut normlara yol açarak tehlike oluşturduğunu belirtti. Son olarak değer ve hukuki değer bağlamına dikkat çekerek, Türkiye’de değerin, dolayısıyla da hukuki değerin tartışılmadığını, artık farklı zamanlarda değişiklik gösteren hukuki değerler sistemine göre hareket etmemek için harekete geçmek gerektiğini ifade etti.

Baskı toplumun bütün kesimlerine nüfuz etmiş

Prof. Dr. Aslı Tunç ise iletişim mecralarının genişlemesi ve çeşitlenmesiyle yeni mücadele alanlarının ortaya çıktığını vurgulayarak başladığı konuşmasında baskının sadece entelektüel kesime değil, artık toplumun bütün kesimlerine nüfuz etmiş olduğunu belirtti. Ayrıca eskiden yayın yasakları, gazete ve dergi toplatma gibi yöntemlerle uygulanan baskıların günümüzde sosyal platformlara, sitelere erişimi yasaklamakla yapılmaya çalışıldığına dikkat çekti. Yapıcı entelektüel faaliyetlerin cezalandırılması ve itibarsızlaştırılması önemli bir sorundur diyen Tunç bu anlamda raporun önemli bir başvuru kaynağı olduğunu dile getirdi.

Son olarak yazar Yekta Kopan ise dikkatleri, düşüncenin üzerinde gittikçe artan ve genişleyen baskı mekanizmalarına ve bu mekanizmaları daha iyi anlamak için “hassas vatandaş” gerçeğine çekti. Kopan özgürlüklerin sadece egemen güçler tarafından değil, bu güce tapanlar tarafından da engellenebileceğini söyleyerek hassas vatandaşların muhbir vatandaşlara dönüştüğünü belirtti. Dava açma kültürünün kültürel değerlerimizin içine yerleşmiş durumda olduğuna ve açık sansürün de öz sansüre dönüşmüş olduğuna işaret etti.

Soru, görüş ve öneriler bölümünde yalnızca Türkiye Kütüphaneciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Fuat Kartal söz alarak Yekta Kopan’ın dile getirdiği hassas vatandaşların kütüphanelerde de bazı kitapların bulunmasından rahatsızlık duyarak şikâyette bulunduklarını dile getirdi. Kartal ayrıca kütüphanelerin kitapların yayınlanma özgürlüğü elde etmesinde vazgeçilmez unsurlar olduğunun, bu anlamda kütüphanelerde yaşanan sorunlara da çözüm getirilmesinin, kütüphanelerin daha çok geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

 

Avrupa Birliğine Giriş Sürecinde Türkiye’de Yayınlama Özgürlüğü Raporu’nun tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

ABGiris_Turkiye_YayinlamaOzgurlugu_Raporu.pdf (2 MB)

 

Ayrıntılı bilgi için: TÜRKİYE YAYINCILAR BİRLİĞİ